Küresel Sağlık İzleme Raporu 4

GİRİŞ
Şimdi dördüncü baskısı yayınlanan Küresel Sağlık İzleme (KSİ – Global Health Watch) Raporu geniş kesimlerce sağlık üzerine alternatif bir söylem için son söz olarak algılanıyor. KSİ, özenli analizleri, alternatif önerileri, mücadele ve değişim öykülerini, sağlık üzerine eylemler ve politikalara yaklaşım tarzımızın radikal bir dönüşümü için çalışmakta zorunlu olan güçlü bir iddia sunmak üzere bütünleştiriyor. KSİ, 2003 yılında dünyanın her yerinden eylemciler ve akademisyenler tarafından işbirlikli bir çaba olarak kuruldu ve sağlık üzerine mevcut politikaları sorgulamak ve alternatifler önermek üzere tasarlandı. Küresel Sağlık İzleme Raporu 4, beş sivil toplum örgütü tarafından koordine edildi – Halkların Sağlık Hareketi (People’s Health Movement), ALAMES (Latin Amerika Toplumcu Tıp Birliği), Uluslararası Sağlık Eylemi (Health Action International), Üçüncü Dünya Ağı (Third World Network) ve Medact.
2005, 2008 ve 2011 yıllarında yayınlanan önceki ciltler gibi Küresel Sağlık İzleme Raporu 4, sağlık üzerine etkili çağdaş sorunların analizini sunmaktadır. KSİ politika analizi, teknik konularda tartışmalar sunmakta ve mevcut küresel süreçler üzerine perspektifler vermektedir. KSİ kendisini “sağlık sektörüyle” sınırlamamakta, sorgulamasını insanların sağlıklı yaşayabilmelerini ve tatminkar yaşam sürdürebilmelerini belirleyen bütün alanlara genişletmektedir. İçeriklerden geniş bir okur yelpazesinin – eylemciler, akademisyenler, kalkınma ajansları ve politika yapıcılar – yararlanabileceğini umuyoruz. Küresel Sağlık İzleme Raporu 4 bilgi ve analiz sunmaktadır, fakat aynı zamanda taraf tutmaktadır. Sunduğumuz analiz ve alternatifler daha adil, daha eşit ve daha insancıl bir toplum vizyonunda şekillenmektedir. Kapsadığımız öykülerin çoğu değişimin olabileceği umudunu esinlendirmektedir ve dünyanın birçok bölgesinde gerçekten gerçekleşmektedir.
Küresel Sağlık İzleme Raporu 4’ün içeriği, daha önceki baskılarda olduğu gibi birbirine bağlı beş bölüme ayrılmıştır. “Küresel politik ve ekonomik yapı” bölümü, mevcut küresel güç ilişkileri ve ekonomik yönetişim yapısında sağlığı etkileyen kararlar ve seçimlere yer vermektedir. “Sağlık sistemleri: mevcut sorunlar ve tartışmalar” bölümü uygun dersler çıkartmak ve somut eylemler önermek için dünyanın farklı bölgelerindeki sağlık sistemleri üzerine tartışmalara göz atmaktadır. Üçüncü bölüm olan “Sağlık bakımının ötesinde”, sağlığın çoklu sosyal ve yapısal belirleyicilerini ele almaktadır. “İzleme” bölümü küresel sağlık üzerinde önemli etkisi olan küresel süreçler ve kurumları sorgulamaktadır. Son bölüm dünyanın farklı bölgelerinden eylem ve direniş öykülerini öne çıkartmaktadır.

Küresel politik ve ekonomik yapı
Bölüm neoliberal küreselleşmenin nasıl ve neden bir küresel sağlık krizi ürettiğini sorgulayarak başlamaktadır. Bölüm neoliberal küreselleşmenin 40 yıllık öyküsünü izlemekte, neoliberalizmin üç evresini (yapısal uyum, malileştirme ve sertleşme) tanımlamakta ve bu evrelerin sağlığı nasıl etkilediğini incelemektedir. Bölüm daha sonra neoliberalizmin ortodoksisine muhalif veya countervailing güçlere göz atmakta ve sağlık eylemcilerinin destekleyebileceği veya izleyebileceği bir dizi politika seçeneğini ve politik stratejileri tartışmaktadır.
Bölüm aynı zamanda kamusal hizmetleri savunma gereksiniminin açık bir anımsatıcısı olarak kriz-sonrası Avrupa’dan kanıtlar sunmaktadır. Tam bu bağlantıda, Avrupa’da ekonomik kriz milyonlarca insanın geçim kaynaklarını aşındırırken, eğitim, sağlık ve altyapı hizmetlerinde kamusal yatırımlar saldırı altındadır.
Bölüm Latin Amerika bölgesinde çeşitli “ilerici” hükumetlerin işbaşına gelmesinin (ki uzun erimli küresel tepkileri olabilecektir) dönüşümün yeni bir evresine işaret ettiğini ileri sürmektedir. Her ülkede farklı güç grupları ortaya çıkarak, yeni çelişkiler ve gerilimleri arttırmıştır. Buna paralel olarak sosyal haklar ve yurttaşlığa dayalı yeni “refah devleti” biçimleri ortaya çıkmaya başlamıştır. Toplumsal eşitsizlikleri ve “toplumsal olarak faydalı olanın” ne olduğunu tanımlamanın yeni yolları da ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda komünal sosyalizmin yeni biçimlerine doğru yönelen yeni bir paradigma olarak “iyi yaşamak” (living well – vivir bien) düşüncesinin yükselişi dikkat çekicidir.
“Arap Baharı’ndan Sonra” kısmı, 2011 yılında büyük Arap liderlerin etkileyici düşüşü sonrasını incelemektedir. Bölgedeki ayaklanma, ekonomik yoksunluk ve politik bunalıma karşı devrimci bir sürecin bir parçasıydı. Bölgede dönüşüm için mücadele şimdi, küresel sermaye tarafından sosyal devlet ve sosyal hizmetler üzerine yenilenmiş bir saldırısına karşı durmaya zorlanmaktadır.

Sağlık sistemleri: mevcut sorunlar ve tartışmalar
“Evrensel Sağlık Güvencesi – ESG” (Universal Health Coverage) kısmı, mevcut kamusal sistemlerin nasıl gerçekten herkesi kapsayabileceğini incelemektedir. Kısım kamusal sistemlerin yurttaşlar tarafından yeniden talep edilmesi, halkın çıkarları doğrultusunda reform yapılması ve hesap verir hale getirilmesi gerektiğini savunmaktadır. Halk hareketleri ve örgütlerinin ESG adına özgün bir söylem tarafından meşrulaştırılan mevcut akımdan yitirecek çok şeyi vardır. Tarihsel olarak dünya ölçeğinde sağlık bakımı sistemleri, emeğin daha iyi yaşam koşulları için savaşımı tarafından ya kapitalist sistemin kendisini dönüştürmesi yoluyla, ya da egemen sınıflardan daha iyi koşulların kopartılması yoluyla şekillendirilmiştir. Adil ve eşitlikçi bir sağlık sistemi için savaşım, kapsamlı haklar ve güç için daha geniş bir mücadelenin parçası olmak zorundadır. Bu mücadeleyi ileriye taşımak için bugünkü baskın HSG yorumunun – kamusal sistemleri zayıflatmak ve özel kar amacı – anlaşılması ve sorgulanması gerekir.
Birleşik Krallığın Ulusal Sağlık Hizmeti’ndeki (USH) reformlar üzerine olan kısım, USH’nin nasıl çeşitli demokrasi ve profesyonel liderlik başarısızlıkları yoluyla “Ulusal Sağlık Bakımı Pazarı”na değişimini mümkün kıldığını tanımlamakta ve USH’nin düşüşünün etkileri üzerine yorumlar yapmaktadır. USH’ne yönelik tehdidin ölçeği (Birleşik Krallık hükumetinin USH’ne son verilmesinde demokratik rızaya başvurmaması ve kamuoyunu yanlış bilgilendirme eğilimiyle birleşerek), profesyonel muhalefetin yalnızca uygun değil aynı zamanda acilen gerekli olduğu bir durumda olduğumuzu düşündürmektedir.
Latin Amerika ülkeleri 1970’lerin ortalarında Şili’de sağlık ve sosyal güvenlik reformlarıyla başlayan, Pinochet diktatörlüğü altında yürütülen ESG’ni teşvik etmek için tasarlanmış çeşitli “deneylere” ev sahipliği yapmıştır. Bu eğilim 1990’lar boyunca kıtadaki birçok ülkede neoliberal reformlar dalgasıyla devam etmiştir. Reformların en meşhuru, diğer ülkelere başarılı bir model olarak tavsiye edilen 1993 Kolombiya reformudur. Kolombiya sağlık sisteminin aşikar çöküşüyle, Kolombiya reformunun yerini Meksika sağlık reformu ve bu reformun “Halkçı Sağlık Sigorta Programı” (Seguro Popular) almıştır.
Brezilya’nın birinci basamak bakım hizmetlerinin bütün ülkeyi kapsayacak şekilde hızla yaygınlaştırılmasındaki ve sağlık konseyleri aracılığıyla bir sosyal katılım modeline öncülük etmekteki başarıları, mevcut sorunlar bağlamında tartışılmaktadır. Kısım, Brezilya’da ülkenin birleşik evrensel sağlık sistemini (SUS), egemen sağlık bakımı sunumu biçimi yapacak olan reformların tam olarak yürürlüğe girmesini önleyen yapısal engellerin üstesinden gelme gereği üzerine irdelemeler yapmaktadır.
Güney Afrika’ya ilişkin kısım, ülkenin herkese kapsamlı sağlık hizmeti hakkı veren, vergilerle finanse edilen bir sistemi yürürlüğe koyma taahhüdünü tartışmaktadır. Güney Afrika deneyimi, geniş özel sağlık sektörlerine sahip düşük ve orta gelirli diğer ülkeler (DOGÜ) için değerli dersler sunabilir.
Tunus üzerine tartışma, ülkenin Tunus devriminin temelini oluşturan sosyal adalet ve eşitlik değerleriyle belirlenen mevcut durumuna göz atmaktadır.
Topluluk sağlığı emekçileri (TSE) birinci basamak sağlık bakımı (BBSB) ilkelerine dayalı orijinal evrensel sağlık sistemi vizyonunun önemli bir bileşeniydi. Ancak, geçen otuz yılda TSE programları bürokratikleştirildi ve ilk dönemlerindeki sosyal seferberlik maksatlı odağını yitirdi. TSE üzerine olan kısım dört ülkeden (Brezilya, Hindistan, İran ve Güney Afrika) son deneyimlere göz atmakta ve bunların bir dizi ortak yön sergilediklerini ileri sürmektedir. Bunların en önemlisi sağlığın sosyal ve çevresel belirleyicileri üzerine sektörler-arası eyleme göreli zayıf odaklanma ve düzenlemelerdir. Bu kısım TSE programlarının sağlık ekibinin hizmet sunduğu toplumun beklentilerine ve gerçeğine göre sağlık bakımını şekillendirmeye nasıl katkıda bulunabileceğini tartışmaktadır.
Yakınlardaki bazı ilerlemelere rağmen ana mortalitesi ve morbiditesi düzeyleri kabul edilemez ölçüde yüksek kalmaya devam etmektedir ve ülkeler arasında ve ülkeler içinde büyük eşitsizlikler vardır. “Ana mortalitesi” kısmı Afrika’ya odaklanarak, üreme ve cinsel sağlığa evrensel erişimin neden hem ana hem de kadın sağlığını iyileştirmeyi amaçlayan programların köşetaşı olması gerektiğini tartışmaktadır.
“Sağlık emekgücü krizi” kısmı, kamusal fonlarla desteklenen güçlü bir sağlık emekgücü varlığının nasıl güçlü, evrensel ve nitelikli sağlık sistemleri için bir ön koşul olduğunu ayrıntılandırmaktadır. ESG’ne mevcut odaklanma, sağlık emekçilerinin rolünü halk sağlığı ve bireysel klinik yaklaşımları birleştirerek kapsamlı ve bütüncül bir tarzda insanların ve toplulukların sağlığına hitap etmekten çok seçici tanı ve tedavi uygulamaya indirgeme şeklindeki potansiyel tehdidi taşımaktadır. Kısım, sağlık emekçilerinin rolündeki ekonomik verimlilik kaygıları yönünde düzenlenen son eğilimleri eleştirel olarak analiz etmektedir.
Bölümün son kısmı şimdiye dek halk sağlığı söyleminde ihmal edilen “tıbbi gereçler” üzerine odaklanmaktadır. Tıbbi gereç endüstrisi yeni gereçlerin (ve teknolojilerin) sağlık bakımında nasıl devrim yaratabileceğini iddia ederken, bu iddiaları inceleyen çok az bağımsız çalışma vardır. Kısım tıbbi teknolojilerin maliyet-etkililiğine ilişkin daha iyi kanıtlara dayalı düzenleyici rejimleri savunmaktadır.

Sağlık bakımının ötesinde
“Sosyal koruma zeminleri” kısmı ana-akım kalkınma söylemine itiraz etmektedir. Kısım, neoliberal politikaların kışkırttığı “ikili toplumlara” bir son vermeyi ifade eden dönüştürücü bir ajandayı ve “verimlilikçilik” (productivism – daha fazla üretimin her zaman iyi olduğu düşüncesi) ve tamamen büyüme-yönelimli bir ekonomiden uzaklaşmayı savunmaktadır.
Bulaşıcı olmayan hastalıkların (BOH) insidans ve prevalansındaki artış, karmaşık bir sorunu ortaya koymaktadır. BOH üzerine tartışma, ajandanın hastalıklardan ve sıkıntılardan kar elde etmek isteyen çok güçlü çıkarlar tarafından ele geçirilmemesini sağlama almak için uyanık olma çağrısı yapmaktadır.
İki vaka çalışması (Hindistan ve Pasifik Adaları’nda yerleşik) tek tek ve bir arada, karmaşık ve dinamik küresel gıda ve beslenme krizini sergilemektedir. Vaka çalışmaları “çifte beslenme yükünü” (yetersiz beslenme ve obezite) ve bu yükün ulusal ve küresel sosyal, ekonomik ve politik bağlamlarının açık ve acıklı görüngülerini ortadan kaldırmanın aciliyetinin çıplak bir anımsatıcısı olarak sunulmuştur. Çalışmalar bu insani krizin, krize yol açan sosyal belirleyicilerle yüzleşilmeden ve bunlar değiştirilmeksizin ele alınamayacağının gerçeğinin altını çizmektedir.
Bölüm aynı zamanda toplumsal cinsiyete dayalı şiddet üzerine politika, hukuk ve rehberlerin, kapsamlı bir sağlık sistemi yanıtı içermesinin zorunlu olduğunu savunmaktadır. Toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin ortadan kaldırılması diğerleri içinde güç ve egemenlik, kaynaklara ve imtiyazlara erişimle ilişkili toplumsal sorunları ele alan adımlar dahil, çeşitli düzeylerde eylemler gerektirir.
Sanitasyon krizi DOGÜ’de yoksul nüfusun büyümesi kentleşmesiyle ve temiz su ve altyapı kıtlığıyla hızla tırmanıyor. Güçlü uluslararası ajanslar ve hükumet dışı örgütler tarafından tanımlanan yeni bir strateji olan “Toplum Önderliğinde Toplam Sanitasyon” (TÖTS – Community Led Total Sanitation) stratejisini tartışıyoruz. Kısım stratejinin aşağılayıcı olabileceğini ve temel sağlık sorunları ve insan haklarına yaklaşımda “mağduru suçlamayı” temsil edebileceğini ileri sürmektedir.
Madencilik tehlikelerine maruz kalım ve istenmeyen sağlık sonuçları arasındaki nedensel ilişkiyi gösteren kanıtlar sanayi savunucuları tarafından inkar ediliyor ve baskılanıyor. Aynı durum madencilik endüstrisinin yüksek hastalık yüküne muazzam katkıları için de geçerlidir. “Maden çıkartma sanayileri” kısmı, çeşitli vaka çalışmalarının incelenmesi üzerinden mevcut küresel yönetişim yapılarının, toplumlar ve maden şirketleri arasında mevcut muazzam güç dengesizliği karşısında büyük ölçüde yetersiz olduğunu ileri sürmektedir.

İzleme
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) üzerine tartışma, çağdaş ekonomik küreselleşme rejimindeki küresel sağlık krizinin köklerinde konumlanmıştır. Tartışma sağlık sorunlarını ele alan uluslararası kuruluşları basitçe sıralamanın ötesine geçen bir küresel (sağlık) yönetişimi kuramını savunmaktadır. Genişletilmiş bir küresel yönetişim kuramının aynı zamanda emperyalizmi ve büyük-güç saldırganlığını tanıması gerektiği ileri sürülmektedir. Ulus devlet ve ulusarüstü şirketler arasındaki tarihsel rekabetin yönetişimin asıl ajanı olduğu kabul edilmelidir. Yönetişim, uluslarüstü kapitalist sınıf, çeşitlilik gösteren ulusal orta sınıflar ve hem perifer, hem de metropollerdeki daha dağınık, dışlanmış sınıflar arasında ortaya çıkan sınıf ilişkileri içinde kavramsallaştırılmalıdır. Kısım DSÖ’nün sürekli baskı altında nasıl tamamıyla teknik bir role gerilediğini ve küresel sağlık krizini karakterize eden politik ve ekonomik dinamiklerle etkin bir şekilde angaje olmaktan geri çekildiğini tanımlamaktadır.
Sivil Toplum Kuruluşları (STK) değişen küresel güç ilişkilerine uyum sağlamakta dikkati çeker şekilde esnek olmuşlardır. STK’ların bugün oynadığı rolü analiz eden STK’lar İçin Yeni Bir ‘İş Modeli’ başlıklı analiz, STK’ların etkinliklerine ilişkin oldukça keskin bir şekilde tanımlanmaya başlayan bazı “kırmızı çizgileri” tanımlamaktadır.
Kısım, bugün birçok STK’ya, gerçekçilik talep ederek, ütopyacı düşünmeyi hor gören mevcut egemen söylem olan “pragmatizmin” rehberlik ettiğini ileri sürmektedir. Bunun sonucu, STK’lar gittikçe artan ölçüde donör bağışlarına bağımlı hale gelirken, donörler tarafından belirlenen ajanda tarafından teslim alınıyorlar.
Kamusal politika yapıcılık küresel düzeyde, yalnızca kendi yönetim kurulu üyelerine hesap veren özel aktörler tarafından etkileniyor. Farklı özel aktörler arasındaki açık bağlantıyı gösteren birikmiş kanıtları tartışıyoruz: özel vakıflar, danışmanlık ve muhasebe firmaları, özel endüstri ve küresel kamu-özel ortaklıkları. Bu karmaşık bağlantının kamu politikasını yoldan çıkartmaktaki kesin rolünün sistematik olarak incelenmesi gerektiği savunuluyor.
Ticaretle İlişkili Fikri Mülkiyet Hakları (TİFMH) anlaşması bütün ülkelerde fikri mülkiyeti (FM) koruyan tasaları uyumlandırdı ve bu nedenle DOGÜ’leri ülkeleri içindeki koşullardan bağımsız olarak ilaçlar üzerinde patentlere izin vermeye zorladı. Ancak birçok DOGÜ’nin ısrarıyla TİFMH anlaşması, DOGÜ’lerde güçlü bir patent rejiminin istenmeyen etkisini hafifletmek üzere tasarlanmış bir dizi “sağlık tedbiri” kapsadı. “TİFMH Anlaşması: Tutulmayan Sözlerin 20 Yılı” üzerine tartışma, TİFMH anlaşmasındaki “sağlık tedbirlerinin” kullanılması deneyimlerini ele almakta ve ilaçlara erişim önünde engel olarak davranan küresel ticaret ortamında ortaya çıkan bir dizi eğilimleri incelemektedir.
Haiti kolera salgınının analizi, donör ülkelerde popüler salgın bilincinin, 2010 Ocak depreminden etkilenen mültecilerin kötü durumunu merkezine alan uydurulmuş anlatılara dayandığını ileri sürmektedir. Anlatı yalnızca yanlış yönlendirici olmakla kalmayıp, salgının içinde geliştiği politik bağlamı da kaçırmaktadır. Bunun yerine Haiti’nin öyküsünün ve mevcut kötü durumun ülkenin politik sisteminin ve ekonomisinin emperyalist komşusu tarafından nasıl altının oyulduğu bağlamında ilkesel olarak değerlendirilmesi gerekir.
Kanıtlar aynı zamanda Dünya Bankası’nın Uluslararası Finans Şirketi’nin (UFŞ), kendisine ait Afrika’da Sağlık inisiyatifi aracılığıyla, Banka’nın herkese, eşit sağlık güvencesine liderlik etme taahhüdünün tersine etkinliklerde bulunduğunu göstermek için sunulmuştur. İnisiyatif hedeflediği düzeyde yatırımı harekete geçirmekte başarısız olurken, odağına yoksulları almaması kaygı vericidir. İnisiyatifin orta-vadeli değerlendirmesine Banka’nın yanıtında, eleştirilere karşı yeniden güven verecek, UFŞ’nin samimiyetle yoksul yanlısı, kanıta-dayalı bir yaklaşıma sahip olduğuna ilişkin bir şey yoktur.
Son olarak, klinik çalışmaların (deneylerin) denizaşırı DOGÜ’lere kaçırılması eğiliminin artmasını analiz ettik. Kısımda sunulan vaka çalışmaları, klinik deneylerin havale edildiği deniz aşırı ülkeleri tercihteki yaygın eğilimleri yansıtmaktadır: yumuşak başlı klinik deney denekleri havuzu oluşturan zayıf düzenleyici sistemler ve yatkın toplumlar. Meydana gelen bariz hak ve etik ihlalleri çok uluslu farmasötik şirketler, ülke içi düzenleyici ajanslar, klinik deneyleri yürüten yumuşak başlı hekimler ve Kuzey’deki düzenleyici ajanslar arasında bir bağlantıyı yansıtmaktadır.

Direniş, eylemler ve değişim
Bu bölümdeki üç kısım geçen on yılda önemli sosyal ve politik değişimlere tanık olunan Latin Amerika ülkelerindeki değişen dinamikleri anlatmaktadır. Bolivya’da “iyi yaşamak” (vivir bien) kavramı, geçmişin sömürgeci ve neoliberal mirasının sökülüp atılmasına katkıda bulunmaktadır. El Salvador, 2009 yılında bir “sol” hükumetin işbaşına gelmesinden sonra gerçekleştirilen başarıların geriye döndürülememesini sağlama almak için zorlu bir sürece girişmektedir. Venezuela emperyalist ABD hükumetinin ve ABD’nin ülke içindeki bağlaşıklarının (oligarşi, özel medya, Katolik Kilisesi hiyerarşisi, neo-faşist grupların liderlik ettiği politik partiler vb) saldırılarıyla karşı karşıyadır. Üç ülke, her birinin kendi yöntemiyle sorunlarla başa çıkmaya çalıştığı ve neolibaral çerçeveyi reddettiği farklı türden deneyimleri temsil etmektedir. Bu mücadele sağlık sektöründe de, yerleşik neoliberal düşünceler sorgulanarak ve yerlerine “komüniter” yaklaşımlar konarak devam etmektedir.
Bölgedeki diğer iki ülke (Kolombiya ve Peru) üzerine analiz, bir kontrastı temsil etmektedir. Bu ülkelerin ikisinde de neoliberal egemenliğe karşı halk hareketleriyle meydan okunmaktadır. İki kısım bu mücadelenin sağlık sistemi reformuna karşı mücadelelerde nasıl aşikar olduğunu anlatmaktadır.
Küresel ekonomik krizin Avrupa’nın geniş bir bölümünde insanların yaşamları üzerine derin bir etkisi vardır. Bu bölümde kıtanın geniş kesimlerine yayılmaya başlayan protesto ve direniş hareketleri dalgalarını betimlemeye devam ediyoruz. Bunlar “Troyka” (Avrupa Komisyonu, Uluslararası Para Fonu ve Avrupa Merkez Bankası) ve aynı zamanda yeni bir ticaret anlaşması (Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı veya TTYO) üzerine AB – ABD görüşmeleri tarafından dayatılan tedbir paketlerini hedefliyor. Bağlantılı bir vaka çalışması Halkidiki öyküsünü anlatıyor (Yunanistan’da bir maden projesine karşı protestoda kolektif olarak ayaklanan bir topluluk).
Bu bölümde aynı zamanda Hindistan’daki Gıda Hakkı (GH) kampanyasına odaklanıyoruz. Bu yıllar boyunca GH kampanyası, tarım işçileri sendikaları, kadın hakları grupları, Dalit (Hindistan’da dışlanmış bir toplum kesimi) hakları grupları, tek başına yaşayan kadın ağları, çocuk hakları örgütleri, inşaat işçileriyle, göçmen işçilerle, evsiz topluluklarla çalışan örgütleri vb dahil, ülke içinde farklı grupları temsil eden geniş ağlara genişlemiştir. Bu gruplar “herkesin aç kalmamanın temel bir hakları olduğu ve temel hakların devlet tarafından garanti altına alınması yükümlülüğünün olması” inancıyla bir araya gelmişlerdir.
Son olarak bölüm Avusturalya’da Aborijinler tarafından kontrol edilen sağlık hizmetlerinin öyküsünü öne çıkartmaktadır. Bu hareket Aborijinal toplumun sağlık için mücadelede angaje olabildiği kilit araçlardan biri olmuştur. Bu mücadele, sağlığın sosyal belirleyicilerine hitap eden eylemlerle, sağlık hizmetlerine erişim için kolektif eylemleri birleştirmektedir.

Değişim için ortak bir anlatıya doğru
Tek bir cildin dünyanın farklı parçalarındaki geniş bir yelpazeye yayılan sağlığa ilişkin sorunları kapsayamayacağını kabul ediyoruz. Her topluluk, ülke, bölge ve kıtanın, her biri ele alınması gereken kendi özgünlükleri vardır. Ancak Küresel Sağlık İzlemi 4’ün içeriklerinin okurları değişim için ne gerektiği, işlerin nasıl farklı yapılabileceği ve insanların değişimi gerçekleştirmenin merkezinde nasıl yer alabilecekleri üzerine daha somut düşünmek üzere uyaracağını umuyoruz. Her şeyin ötesinde bu cilt, ortak bir anlatının gelişmesine yönelik “devam eden bir çalışma” olup, eşitlik ve adalet vizyonu taşımakta ve mevcut küresel sağlık krizinin taleplerinin acilliği düşüncesini aşılamaktadır. Bu kitapta araştırılan düşüncelerin çoğu Küresel Sağlık İzlemi web sitesinde daha da ayrıntılandırılmıştır (www.ghwatch.org). Okurları web sitesini ziyaret etmeye ve kendi perspektifleriyle katkıda bulunmaya ve geliştirmek istediğimiz bu anlatıyı zenginleştirmeye davet ediyoruz.

Türkçe’ye çeviren: Akif Akalın