“Sadece hastane odaklı yaklaşımla salgın mücadelesi yürütülemez”

Vakfımızın yönetim kurulu üyelerinden Dr. İlker Kayı’nın korona salgını ile ilgili yazmış olduğu yazı

DR. İLKER KAYI*

Covid-19 salgını dünyayı avucunun içine almışken, modern tıbba gözlerimizi çevirdiğimizde avuçlarımızı yaladığımız bir zamandan geçiyoruz.

Hastalığın akciğerlerde yaptığı hasarı azaltmak için şu an bir tedavi yok. Farklı ilaç kombinasyonları deneme aşamasında. Aşı olmadığı için 2009’daki grip pandemisindeki gibi aşı kampanyası da yapılamıyor.

O zaman ‘çok eskilerde kalan’ yöntemler yeniden gündeme geliyor. Sınırların kapanmasından evde kalmaya kadar sosyal ve ekonomik hayatı felç eden bir dizi uygulama modern hayatlarımızı alt üst ediyor.

İsyanı bırakıp durumun vahametini anladığımızda bizi kurtaracaklarına inandığımız sağlık çalışanlarına bir alkış patlatıyoruz. Ama dedim ya onların da ellerinde destek tedavileri dışında şifa sunan bir ‘sihirli’ ilaç yok.

‘Tıbbın çok geliştiği’ dönemde sosyal mesafe sihirli değnekmiş gibi sunulunca herkesi bir ümitsizlik alıyor. Geçim kaynakları sınırlı insanlar için devlet desteğinin de olmadığı durumda nereye kadar evde kalabilirsiniz? Ekonomiyle hastalık arasında sıkışmış bir ruh haliyle günlerimizi geçiriyoruz.

Aslında uzunca zamandır yanlış yönlendirme içindeyiz. Sağlık bilimlerini ve tıp eğitimini domine eden modern tıp veya batı tıbbı hasta ve hastalık odaklı bir düşünce sistematiğiyle sağlık anlayışımızı yoğun biçimde şekillendirdi. Hastalıklarımızın çözümünün adresi tam teşekküllü hastaneler olarak öğretildi. Piyasa odaklı ekonomi politikalarının sağlıktaki etkisiyle birlikte bir de ihtiyaca göre değil de tüketime ve aşırı tüketime doğru evrilen bir sağlık sistemi yapısıyla kala kaldık. Az veya çok bütün dünya ülkelerinin sağlık sistemleri bu ekonomipolitiğin etkileriyle dönüşümler geçirdi, geçiriyor.

O kadar çok hastaneye gitmeye alışmışken bu pandemi sağlık hizmeti konusundaki alışkanlıklarımızı da alt üst ediyor. Rahatsızlanınca hastane ve doktor seçme özgürlüğümüz karşısında “Dur, hemen hastaneye gitme, önce evde bekle, ağırlaşırsan gidersin” gibi alışkanlıklarımıza ters ve o derecede ürkütücü bir öğütle hastanelerle aramıza mesafe koymamız talep ediliyor.

İtalya’daki trajik durum ve diğer ülkelerin de aslında en korktukları senaryo hastanelerde meydana gelebilecek yığılmaların sistemi çökertmesi tehlikesi. Ve bu yerinde bir korku. Çünkü sağlık sistemi hastane odaklı verilecek hizmetlere dayandırıldığında çökmesinden endişe ettiğimiz yapı da hastaneler oluyor. Oysa bu pandeminin bize yeniden hatırlattığı şey sağlık hizmetlerinin hastane merkezli değil toplum merkezli verilmesi gerektiği oldu.

Toplum merkezli bir sağlık hizmetinin adresi, Türkiye’de aile sağlığı merkezleri ve toplum sağlığı merkezlerinden oluşan birinci basamak sağlık örgütlenmesidir. İnsanların yaşadıkları ve çalıştıkları mekanlara en yakın noktada kurulan, sadece tedavi odaklı değil koruyucu sağlık hizmetlerine de yer veren, ev ziyaretleri ve mobil hizmet gibi çeşitli farklı hizmet modellerini bir araya getiren anlayışla hizmet vermesi için planlanan oluşum. Ve ne yazık ki sağlıkta dönüşüm programının en önemli maddelerinden biri olarak anlatılan, ancak geçen 17 yıllık sürede gelinen noktada reçete tekrarı ve ‘önemsiz’ sağlık sorunlarının adresi gibi algılanan mekanlara dönüştürülen bir yapı.

Hastanelerin rutin hizmetlerini askıya alıp acil durum koşullarına göre organize olması gibi birinci basamak sağlık hizmetleri de benzer şekilde dönüşüm kapasitesine sahip. Ve hastanelerin yapamayacağı ama birinci basamak sağlık örgütlenmesinin pandemi durumunda üstleneceği çok kritik rolleri var.

Bunların başında sürveyans geliyor. Yani hastaların ve temas ettikleri kişilerin testlerinin yapılması ve takibi, kayıt altına alınması ve istatistiklerinin tutulması. Ve tabii hastaların izolasyonu, temaslıların karantinaya alınması da bu faaliyetlerin devamındaki işleri. Sihirli değnek, eskilerden beri sürveyanstır. Covid-19 pandemisyle başarılı şekilde mücadele eden ülkelerin temelde iyi uyguladıkları yöntem bu. Bunun yapılabilmesinin koşulu ise toplum temelli sağlık yapılanması olan birinci basamak sağlık hizmetlerinin güçlü olması.

Ayrıca, hastane kapasitenin aşılmasının en basit çözümlerinden biri de yerinde bakım. Rahatsızlanan insanların test yaptırmak ya da muayene olmak için hastaneye akın etmeleri yerine pandemi koşullarında en iyi yaklaşım yerlerinde kalmaları ve hizmetin onlara götürülmesi veya Aile Sağlığı Merkezleri ya da yerel olarak kurulacak kliniklerde yürütülecek faaliyetler. İlk değerlendirmenin yapılarak ileri müdahale gerektiren kişilerin hastanelere sevkini, hatta hangi hastaneye yönlendirileceğini de bu ekipler koordine eder. Hatta ev içinde basit bir oksijen desteği, oksijen değerlerinin takibi ve destek tedavileri ile iyileşebilecek olan vakaların hastaneye gelişlerinin önlenmesi ‘teknolojinin gelişmişliği’ sayesinde son derece mümkün. Bunun yapılabilmesinin koşulu da toplum temelli sağlık yapılanması olan birinci basamak sağlık hizmetlerinin güçlü olması.

Türkiye’de yürütülen çalışmaların başını çeken Pandemi Bilim Kurulu’nda yalnızca bir halk sağlığı uzmanı varken, hiç aile hekimi bulunmuyor. Birçok farklı mecrada dönen tartışmalara bakıldığında sorun bir halk sağlığı sorunu olmaktan ziyade sanki hastane kapasiteleri ile ilgili bir sorunmuş gibi bir tablo çiziliyor. Yatak sayılarımız yeterli mi, doktor sayıları vs.

Oysa tartışmamızın eksenini doğru yere kaydırmamız artık şart. Hastane odaklı bir yaklaşımla salgın mücadelesi yürütülemez. Acilen toplum tabanlı çözümlere yönelmemiz ve birinci basamak sağlık hizmetlerinin bu salgınla mücadelede ihtiyacı olan personel desteğinden ekipmana kadar her türlü desteğin koordine edilmesine ihtiyaç var. Bunun için aile hekimleri, hemşire ve ebelerin de çeşitli kurullarda temsil edilmeleri ve görüşlerinin alınması da sağlanmalı. Çözümün ortağı olacak yapıların çözüm kararlarına katılımı şart. Hatta çözüme katkı sunabilecek sivil toplum ve yerel yönetimlerle yapılacak işbirlikleri sayesinde birinci basamağın hizmet kapasitesi de artırılabilir.

Birinci basamak sağlık hizmetleri sağlıkta dönüşüm programının en önemli parçalarından biri olmasına karşın hastane ve piyasa odaklı yaklaşımlar nedeniyle bugüne kadar en çok ihmal edilen yapılardan biri. Ayrıca Covid-19 pandemisinin sağlık çalışanlarına yönelik yarattığı tehlike birinci basamakta da hakim. Ancak benzer endişeler Türkiye’nin geçmişte başarıyla yürüttüğü ve birinci basamak sağlık hizmetlerinin baş rolde olduğu salgın mücadelelerinde de vardı ama sonunda başarılı sonuçlar elde edildi. Dolayısıyla Türkiye’nin hızla geçmişteki başarılı salgın mücadelelerini hatırlamasına ve birinci basamak sağlık çalışanlarının kaygılarını ve ihtiyaçlarını giderecek şekilde müdahaleyi örgütlemesine ihtiyaç var.

Sadece hastane odaklı yaklaşımla salgın mücadelesi yürütülemez

*İnsan Sağlığı ve Eğitim Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi

*Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi dahili tıp bilimleri halk sağlığı anabilim dalı